Mustafa Kemal Atatürk derki: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar gayret gösterdim’ diyemez.”
Yazı: Ezgi Ülkü Aykut
Mustafa Kemal, dünyadaki birçok demokratik ülkeden çok daha önce kadına, seçme seçilme hakkını vererek toplum içinde çeşitli roller biçmiştir aslında kadına.
Kadın, 1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı; 1934 yılında da tam anlamıyla siyasal haklara kavuşmuştur…
Tarihte özellikle Köy Enstitüleri ile birlikte kadın, biraz daha güçlenip kimlik kazanmış, toplumdaki yeri bir nebze olsa etkisini artırmıştır; ancak sosyal yaşam içerisinde bu etkinliğin artığından bahsetmek oldukça zordur!..
Biliyoruz ki yüzyıllardır ataerkil bir toplum olan Türk Milletinin tarihte bir üçlemesi vardır: At, avrat, silah.
Savaşçı ve göçebe bir toplum düzenindeyken kadının da erkeğin yanında önemli görevler üstlendiğini söylemek zor olmasa gerek! Kılıç kuşanması, ata binmesi gibi… Yani eski Türk toplumlarında kadının tek görevi “çocuk doğurmak” değildi. Bunu da görev olarak tanımlamak ne kadar doğru bu da tartışılır. Sanki bir mecburiyet hissi doğuruyor; doğurmayı gerçekleştirmezse görevini (!) yapmamış oluyor!..
Maalesef toplumda hala bu düzeni görmekteyiz. Geçirdiği kaza sonucu sakat kalmış bir kadın ya da kısır olduğu için doğuramayan bir kadın varsa erkek başka bir kadın ile olma hakkını kendinde görebilmekte. Çünkü erkeğin geçerli bir nedeni var ikinci kadın için. Aslında bunu adı aldatmadır.
Erkek aldatırsa onun yeri kürkçü dükkanı, kadın aldatırsa yeri önce “Teşvikiye Camiyi sonra Zincirlikuyu mezarlığı” olur!
Türkiye’de kadın olmaktan bahsediyoruz ama…
Hala feodal yapının içinde yaşayan, modern görünse de okumak için savaş veren, evleneceği erkeği kendisi seçmek istediği için şiddet gören kadınlar var ülkemizde…
Ancak bir de entelektüel geçinmeye çalışan ama bunu bile beceremeyen kadınlar da var ki….
Saha çalışmaları sırasında özellikle Doğu bölgelerinde iseniz hiçbir kadına “Kadın” ifadesini kullanmayın…
Neden mi? Burası Türkiye sizler Avrupa’da yaşamıyorsunuz!!! Doğu bölgelerimizde ve özellikle kırsallarında “Kadın” ifadesi evli ve çocuklu Kadınlara deniyor. Genç kızlarımıza uygun bir ifade değil. Alın size büyük bir kargaşa daha kadın üzerine…
Devam edelim. Özellikle şehirli kadınlarımız eşitlik diye bağırıyor. Evet, birçok konu da haklılar da.
Kaç kadın flört ettiği erkekle, nişanlısı veya eşi ile bir yemeğe giderken ya da tatile giderken masraflarına ortak oluyor?
Bunlar Türkiye gerçekleri değil diyeceksiniz. Elbette bunlar da Türkiye gerçekleri. Mikro düzeyde olan sınıfsal farklılıklar makro düzeyde de aynı şekilde cereyan ediyor. Temizlik işi yapan günde 8 saat çalışan kadın ile nakliye işi yapan kocası, sırt sırta vermiş hayatı sessizce üstleniyorlar da, sen kimsin de hadi biraz abartayım, botoks, yüz dolgu- estetik dertlerinden, finanse edilen bir hayatın içerisinde boşanırken, emek vermediğin bir hayatın hangi hakkını diğer kişiden istiyorsun? Bu erkeği sömürmek değilse nedir? Kurumsal hayatın içerisinde canı çıkıp, çocuğunuzun yetişmesi için tüm imkânları sunmaya çalışırken ve senin hayatını, kişisel zevklerini de sağlamaya çalışan erkek, akşam televizyon karşısında uyukladığında bu ne biçim adam diye söyleniyorsun, aşağılıyorsun hatta belki de sosyal medya da başkaları ile yazışarak intikam alıyorsun. Onun seni ezdiği gibi sen de onu eziyorsun. Pasif bir söylemle, mağdur rolüyle eziyorsun üstelik.
Kadın olarak toplumsal rollerin bize yüklediği rol modelleri hala içimizde taşır iken nasıl eşitlik ve özgürlük diyebiliyorsunuz…
Şöyle bir kendinize bakın!
Meslekler belli; kadınlar öğretmen olsun, eczacı olsun, doktor olsun, hemşire olsun zihniyet aynı çünkü anaçtır. Özellikle siz kadınlar değilmişsiniz ki “Erkekten hemşire nasıl olacak!”
Kadınların istediği özgürlüklere devam edelim mi?
En entelektüel kadınlar, koruyup kollanmak istiyor, kendi parasal gücü olsa da olmasa da erkekte bu gücü kendinden daha fazlasıyla görmek istiyor, gittiği hiçbir yerde hesap ödemek istemiyor, teslim olmak ve kendini emanet etmek istiyor, erkekten daha az çalışmak ve zevk aldığı şeylerle uğraşmak istiyor, günlere gitmek ve defileye çıkar gibi kıyafet almak ve mümkünse zevk aldığı uğraşıları erkek finanse etsin istiyorlar.
Eee şimdi bir kadın olarak ben hemcinslerime sormak istiyorum. İstediğiniz özgürlük ve eşitlik kavramı bu mu?
Bugün kadından şiddet gören erkekler var. Gülmeyin!!!
Bu en az kadına şiddet kadar ciddi bir konu çünkü…
Bunu şiddet gören, görmüş ve eşitlik isteyen savunan bir nesil yapıyor çünkü…
Ekonomik olarak kadının istediğini karşılamadığı an duygusal şiddet gören erkekler var. Ki duygusal şiddet en ağır şiddet cinsidir.
Eee şimdi şiddet uygulayan ataerkil düzenden ve erkeklerden ne farkınız var?
Bu açıdan baktığımızda ise; kadın anaerkil sistem ile ataerkil zihniyeti ezmek istiyor. Bugün dünya da anaerkil düzende yaşamın sürdüğü oluşumlar var. Bir kaçını açıklayalım.
MİNANGKABAU ;
Endonezya’nın Batı Sumatra bölgesinin dağlık kesimlerinde Minangkabau etnik grubu dünyanın en büyük anaerkil toplumu. Bu eşsiz ve karmaşık toplumsal düzende, miras kızlara kalır. Çocuklar annelerinin soyadını alır; erkekler ise karılarının evine taşınır ve misafir olarak görülür.
NAGOVİSİLER ;
Nagovisiler, Yeni Gine’nin batısındaki Güney Begonvil adasında yaşarlar. Antropolog Jill Nash’in hazırladığı rapora göre, Nagovisi topluluğu iki matrilineal (anne soyundan gelen) gruba ayrılmıştır. Bu gruplar da anaerkil kabilelere ayrılmıştır. Nagovisi kadınları yönetim ve seremonilere katılmalarına rağmen, en gurur duydukları özellik, sahip oldukları toprağı işlemeleridir.
Nash’in gözlemlerine göre Nagavisi kadınları evlilik için bahçıvanlık ile cinselliğe eşit önem vermektedirler. Eğer bir çift beraber görülür, beraber uyur ve erkek kadının bahçe işlerine yardım ederse, evli sayılırlardı.
HOPİLER;
Kızılderili bir topluluk şeklinde bilinen, yüzyıllardır Kuzeydoğu Arizona’daki köylerde yaşayan ve genellikle çiftçilikle geçinen Hopiler; anaerkil birçok klana bölünür. Her birey doğar doğmaz annesinin klanına dâhil edilir ve kişinin hayatında artık bu bağdan başka bir kimliği yoktur. Hopiler her ne kadar klanlara bölünüp boylar oluştursalar da en önemli akrabalık birimi sülalelerdir. Her köyde birkaç tane sülale bulunur. Her sülale, en yaşlı kadın tarafından yönetilir. Hopilerde sülalelerin işlevi, toprağın işleyişini düzenlemektir. Topraklar, toprak sahibi kadınların eşleri tarafından işlenir ve hasat kadına teslim edilir. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere Hopi erkekleri, hayatlarının büyük bir bölümünü eşlerinin sülaleleri için çalışarak geçirir. Hizmetleri karşılığında ise yiyecek ve barınacak yer alırlar. Eğer kadına göre erkek “yetersiz” hale gelirse kadın eşinin eşyalarını kapının önüne koyar ve evliliği bitirir. Kadının, eşyaları kapının önüne koyması boşanmanın gerçekleştiği anlamına gelir.
TUAREGLER;
Tuaregler Afrika çöllerinde yaşayan anaerkil bir topluluk. Tuareg kelimesinin kökeni Arapça’dır ve “Tanrı’nın terk ettiği” anlamına gelir. Bu ismi almalarının sebebi Müslüman olmalarına rağmen dinlerinin buyurduğu katı kuralları uygulamamalarıdır. Bunun en ilginç örneklerinden biri şu ki Tuareglerde, Müslüman toplulukların genelinde görülen kadınların peçe taktığı gelenek alaşağı edilir. Bu toplumda kadınlar değil erkekler peçe takıyor. Erkeklerin buna getirdikleri açıklama ise “Güzel olan kadınlar neden peçe taksınlar?” şeklinde.
Yine anaerkil yapılarının sonucunda çocuklar soyadlarını annelerinden alır. Soyağacı kadınlar üzerinden ilerler. Evlilik ise kadının rızası ile gerçekleşir. Kadın evlenmek istediği adamdan kendisi için şiir yazmasını ister. Boşanma da aynı şekilde kadının isteği doğrultusunda meydana gelir. Boşanma gerçekleştiğinde erkeğin devesi hariç hiçbir özel mülkiyeti bulunmadığından erkek, devesini alarak çadırı terk etmek zorunda kalır. Ayrıca kadının akrabaları, boşanmayı duyurmak adına bir eğlence düzenlerler.
Peki ya biz ülkemizde nasıl kadın olmak istiyoruz!!!
Sanırım şu aralar kendime de en çok sorduğum soru bu. Örf, adet ve töre zihniyeti altında ezilmiş, şiddet görmüş hatta öldürülmüş kadınlar olarak biz eşitlik ve özgürlük derken hangi zihniyette kadın olmaya çalışıyoruz.
Kadın olarak hırs o kadar gözümüzü bürümüş ki. Hiç düşünmeden bir birlikteliği bitirmek ya da yuva yıkmak, ticari kaygı ile bile olsa çocukları amaçlarımıza araç yapmak, akıl ve kişiliğimizle bir yerlere gelmek yerine seksepalitemizi kullanmak!
Ülkemde kadın olmak!!!
İşte ülkemde Kadın olmanın iki yüzü. Birisi kırsal da birisi şehir de.
Ben en ataerkil yapı içinde ne de anaerkil yapı içinde yaşamak istiyorum kadın olarak. Bu düşünceme katılan mutlaka hemcinslerim vardır.
Ben insan olarak yaşamak istiyorum. Erkek ve Kadının birbirine hoşgörü ile yaklaştığı, temel toplumsal değerlerin yaşatıldığı, sosyal alanlarda ve kamu da eşit sayıda kadın ve erkeğin rol aldığı bir toplum…
Kısacası insanca yaşamak istiyorum!!!
“Bayan” ya da “kadın” kelimesine takılmadan.
Özgür, kendinden emin, ayakları üstünde duran, bilinçli kadınların olduğu bir toplumda…










































